İBÂDET

Küçük bir tebessüm, içten bir selâm,
Dosta hatır soran, bir iki kelâm,
Kısaca diyor ki, insana İslâm;
İhlâsla yaptığın, herşey ibâdet...

Doğuştan var olan, îman özüyle,
İlimler kaynağı, Kur’ân sözüyle,
Maddeye hükmeden, gönül gözüyle;
Herşeyde bir mânâ, görmek
ibâdet... 

Kalbin, ‘istem dışı’ vuruşlarını,
Göklerin, direksiz duruşlarını,
Maddenin verdiği, ipuçlarını;
Akıl tığlarıyla, örmek
ibâdet... 

Bahar tenindeki, binbir kokudan,
Binbir kanattaki, renkli dokudan,
Balıktaki pul pul, gümüş takıdan;
Onu ‘Vâreden’ e, varmak
ibâdet...

Gönül buzlarını, sevgiyle delmek,
Melekle insanın, farkını bilmek,
Kulda kusur varsa, affedip silmek,
Kırılmış bir kalbe, girmek
ibâdet...

Ölümün açtığı, derin yarayı,
Kapatmaz.. Versen de, köşkü sarayı.
Bir evlâd kaybeden, bahtı karayı,
Dilin merhemiyle, sarmak
ibâdet...

Bakıp da kişinin amellerine,
Dünyayı terkedip, giden birine;
Cennet cehenneme hüküm yerine,
Kulluk sınırında, durmak
ibâdet... 

Bir ‘fiskos’ modası, almış yürürken,
Gıybet, günden güne, rağbet görürken,
Şeytânî dürtüler, nefsi bürürken,
Diline bir kilit, vurmak
ibâdet... 

“Neme lâzım” sözü, korkuya perde,
Hiçbir zaman devâ, olmadı derde.
Zorbanın, hükümdâr olduğu yerde;
Mazlum hesabını, sormak
ibâdet...

* * *
Bir rüyâ tokluğu, dünyalık sefâ,
Gör ki; ne cânânda, ne canda vefâ.
O Dost pınarından, günde beş defa;
Secde şerbetini, içmek
ibâdet... 

İftar saatinde, paslı dillerle;
Sağnak dualardan, kopan sellerle;
Yedi kat semâyı, delen ellerle;
Nîmet sofrasını, açmak
ibâdet...

Şeytan der ki: zinâ, içki ve kumar,
Beşere vurduğum, en büyük şamar,
Vah ki; o şamardan kimler ne umar..
Dost ile düşmanı, seçmek
ibâdet... 

Sanma ki; mezarlık, tenhâ, korkulu,
Duâlar bekleyen, ruhlarla dolu.
Kim ki; kabristana, düşerse yolu;
Bir fatihâ ile, geçmek
ibâdet... 

Hakk aşkıyla doruklara çıkıp da;
Beytullah’a, kalp gözüyle bakıp da;
Gönül tüllerinden, kanat takıp da;
O çorak çöllere, uçmak
ibâdet... 

Servet, şöhret, makâm, nişan ve ünvân;
Hepsi, bu dünyada birer imtihan.
Tut ki; alkışlarla, dolsa da cihân,
Gurur ve kibirden, kaçmak
ibâdet... 

Firdevs’e adaydır, gelen her beden,
O’na ancak varır, Kur’ân’la giden.
Bize fırsat için, ömür lûtfeden;
Lâtif Sevgili’ye, azdır
ibâdet... 

En zorlu düşmana, savaşlarıyla,
Mekke’de atılan, çöl taşlarıyla,
Dökülen, pişmanlık göz yaşlarıyla;
Sel sel Arş’a taşan, hazdır
ibâdet..

Allah aşkı ile, dolanlar için;
O yüce makâm’ı bulanlar için;
Namazı, mîraç’la, kılanlar için;
Âşıktan Mâşûk’a, nazdır
ibâdet... 

Vehim sislerini, alıp götüren,
Vâroluş sırrını, çözüp bitiren,
Ruh ile maddeye, ‘bir’lik getiren,
Mânâ hamurunda, özdür
ibâdet... 

Hani, kâinatın sınırı nerde?
Göz nereye baksa, bir kara perde.
Fizik ilimlerin, sustuğu yerde;
Karanlığı delen, gözdür
ibâdet...

* * *
Biliyorsa eğer, göz bakmasını;
Bir ziyafet görür, çorba tasını.
Dünya sofrasının, her lokmasını,
Nîmet bilinciyle, tatmak
ibâdet... 

Her gece, uykuya dalmadan önce;
Hesaba dalıp da, inceden ince;
Rabb’in huzurunda, durup kalbince,
Şehâdet getirip, yatmak
ibâdet... 

O, sabâ makâmı, tiz perdelerden,
Çağlayıp inerken, minârelerden,
Yağarken sabahın nûru seherden;
Yorganı fırlatıp, atmak
ibâdet...

Bir görünmez kazâ, olsa da neden,
Hasta yatağında, kıvransa beden,
Mevlâ’dan gelene, isyân etmeden,
Sancılara sabır, katmak
ibâdet... 

Ahlâkın güzeli, Rabb’in nîmeti;
Kusur gizleyene, açar Cenneti.
Taa mezara kadar, dost emâneti;
Sırları kusmadan, yutmak
ibâdet... 

Şu insan bedeni, gör ki; mû’cize,
Her hücresi Hakk’tan emânet bize,
Damla karışmadan, henüz denize;
Nefes kıymetini, bilmek
ibâdet... 

Elinde neşterle, hasta başında;
Belinde silahla, sınır taşında;
Yol kesen eşkiyâ, kâtil peşinde;
Görev inancıyla, dolmak
ibâdet... 

İnsanı hor görüp, küçümsemeden,
Peşin yargılarla; “câhil” demeden,
Cübbesiz olsa da, her kim söz eden;
İlim payı varsa, almak
ibâdet... 

Herşeyde bir sebep, vardır elbette;
Bütün düğümlere, çözüm niyette.
Yaşanan her hayır ve musibette;
İlâhî bir mesaj bulmak
ibâdet...

Bilim; temellere, hızla inerken,
Kubbede güneşler, yanıp sönerken;
Mikrodan makroya, bu çark dönerken;
Durup, düşünceye dalmak
ibâdet... 

Bu ölüm telâşı, bu korku neden?
Ayrılacak bir gün, can ile beden.
Gerçeği görüp de; henüz ölmeden;
Ölümle, arkadaş olmak
ibâdet... 

Kimi görmez, önündeki aşını,
Dolu görür, başkasının boşunu,
Bırakıp da, kıskançlığın peşini,
Hasedi, şükürle yıkmak
ibâdet... 

Sevgi; sabunudur, gönül kirinin.
Rahmet bedeli var, her özverinin.
Hele bu dünyadan, giden birinin;
Varsa, kul borcunu, silmek
ibâdet... 

Geçim çarkı, helâl suyla dönerken,
Yollara düşüp de, her sabah erken,
Allah’ın adıyla, işe giderken;
Atılan her adım, ayrı
ibâdet...


CENGİZ NUMANOĞLU

(1991)

Anasayfa

Sonraki şiir

Şiir sayfaları

kamagra bivirkninger cialis online danmark cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen viagra en ligne cialis effet secondaire levitra en ligne kamagra gel pas cher levitra avis cialis 20mg pas cher cialis ou viagra kamagra 100mg pour femme in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
kamagra online uk levitra online uk buy cialis london cialis pills for sale uk viagra tablets uk viagra for sale uk buy kamagra uk cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen polos baratos polos ralph lauren polos lacoste polos ralph lauren outlet polos hombre polos lacoste baratos in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
viagra tablets australia cialis online australia kamagra 100mg oral jelly australia viagra for sale australia cialis daily australia kamagra gel australia levitra online australia viagra priser apotek levitra virkning cialis en om dagen viagra virkning kamagra bivirkninger cialis online danmark cialis rezeptfrei levitra dosierung viagra online kaufen levitra erfahrungsberichte kamagra oral jelly bestellen deutschland kamagra 100mg preis cialis patent cialis erfahrungen